Ama bu sessizlik, barışın değil; fırtına öncesi durgunluğun sesi.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ilan edilen ateşkes, ilk bakışta tansiyonu düşüren bir gelişme gibi sunuldu. Ardından İsrail cephesinden gelen açıklamalarla bölge adeta “kontrol altına alınmış” gibi gösterildi.
Ama sahaya bakınca tablo bambaşka.
Bu bir barış değil.
Bu, tarafların yeniden pozisyon aldığı kısa bir ara.
Ateşkes denilen şeyin daha ilk günlerinde karşılıklı suçlamalar başladı. İnsansız hava araçları düşürüldü, petrol tesisleri tehdit altında kaldı, deniz yolları hâlâ tedirgin. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki her hareket, dünya ekonomisinin nabzını tutan bir kriz başlığı olmaya devam ediyor.
Yani kağıt üstünde yazanla, sahada yaşanan aynı değil.
Bu sürecin en dikkat çekici tarafı, savaşın biçim değiştirmesi.
Amerika Birleşik Devletleri, klasik anlamda cepheye inmeden baskıyı artırmayı seçti. Askerî operasyonlar yerini ekonomik hamlelere bıraktı. Limanlar, ticaret yolları, enerji hatları… Hepsi artık birer savaş alanı.
Modern savaşın yeni yüzü bu:
Silahlar susarken bile savaş devam ediyor.
İran cephesinde ise alışılmış bir direnç var.
Geri adım atmıyor, ama rahat da değil. Ekonomik baskı giderek artıyor. Yaptırımların yükü, savaşın doğrudan etkisinden daha yıkıcı hale geliyor. İran, askeri anlamda ayakta kalsa bile içeride yavaş yavaş yoruluyor.
Bu, görünmeyen bir aşınma.
İsrail tarafında ise demir kubbe çöktü, bu durum İsraillileri şok ve korku içinde bıraktı. İsrail’de İran tarafından birçok hedef vuruldu, vurulan yerleri İsrail izin verdiği kadarını dünya gördü.
Ancak asıl soru şu:
Bu saldırılar neyi değiştirdi?
İran’ın bölgedeki etkisi bitmedi.
Vekil güçler hâlâ aktif.
Yani askeri saldırılar, stratejik sonuca dönüşmüş değil.
Peki kazanan kim?
Aslında kimse.
Amerika sahayı kontrol ediyor ama krizi bitiremiyor.
İran direniyor ama ekonomik olarak sıkışıyor.
İsrail savunma kalkanının söylendiği gibi olmadığı ortaya çıkıyor.
Bu, kazananı olmayan bir denklem.
Asıl kaybedenler ise yine aynı:
Bu coğrafyada yaşayan insanlar…
Sürekli krizle yaşayan ekonomiler…
Ve her an yükselebilecek petrol fiyatlarına bağlı dünya düzeni…
Bir ateşkes ilan ediliyor, ama kimse rahatlamıyor.
Çünkü herkes bunun geçici olduğunu biliyor.
Ortadoğu’da ateşkesler genelde barışın habercisi değildir.